1. Bölüm ~Merhaba~

     Merhaba’nın anlamını okudum; Farsça kökenli olup “benden size zarar gelmez” demektir. İyi dilek ve temenni iletisini eleştirel bir otobiyografiyle araya sıkıştırdım.

     Dünya (gerçekten-çok) küçük. Bunu inanarak söylüyorum, çünkü herkesi “bir yerden” tanıyoruz. Yılın yenisinde, yeni tanıştıklarımızı da “o yer”‘den tanımamızda sakınca yok. Hatta “ayrılığın altı derecesi” adı verilen teori dünya üzerindeki herhangi iki insanın arasında sadece altı kişi olduğunu savunarak beni destekliyor.

     Bu okuduğunuz satırları yazan zat-ı muhterem eski neşesinden uzak, heyecansız ve fakat enerjisini gülen yüzlerden almaktan vazgeçememiş bir otomatik portakaldır. Buna rağmen tüm iyi enerjiler, güzel dilekler, büyüklerimizin duaları çevremizden eksik olmasın. Bunların işe yaramadığını hissedince yeni başlangıçlar peşinde koşacağıma, işe yaramış gibi yapıp kendimi kandırmaya eğilimli olduğumu söylemeliyim.

     İnternetin ve cep telefonun olmadığı yılların tadını almış bir insan evladı olarak, sürekli çevrimiçi yaşamanın insanı bozabileceğini düşünüyorum; deniz manzarası izlemek veya çimlere çıplak ayak basmak suretiyle elektriğinizden kurtulmak da güzeldir. İnsanın çekingenliğinden midir “kendimden bahsetmeyi sevmem”, yoksa gerçekten kendini tanımadığından mı? Anlattıklarından mı, yaşadıklarından mı, eylemlerinden mi tanırız kişiyi?

     Kimdir Önder; aradığın kişi değilim. Puslu bir Mayıs gecesi Kadıköy Şifa Yurdu’nda dünyaya gelmişim. O gece sokağa çıkma yasağı olduğu, ve yolda jandarma çevirmesiyle durdurulduğumuzu anlatır annemle babam. Bugün itibariyle seneler geçmesine rağmen, doğum günlerimde halen asayiş çevirmeleri devam etmektedir.

     Giriş paragrafından yola çıkarak “kendimden bahsetmeyi sevmem” diyerek burayı laf kalabalığıyla geçiştirebilirdim. Ne, öyle mi yaptım? Giriş, gelişme, sonuç kısımlarından giriş bölümünde “İnsanlar doğar, büyür ve ölür” cümlesini kullanmayan var mıdır bilmemekle beraber; bildiğim bir şey varsa o da hiç bir şey bilmediğimdir.

Ö.A.